İtalya Torino’da Uluslararası Yılın Ticari Aracı (International Van of the Year) jüri üyeleriyle bir araya gelen Stellantis’in Küresel Ticari Araçlar İş Birimi Pro One’dan Sorumlu Yöneticisi Eric Laforge, Türkiye üyesi olan Auto Ticari Yayın Yönetmeni Akın Öcal’ın sorularını yanıtladı.

Laforge, dünyanın en büyük küresel otomotiv gruplarından biri olan Stellantis’in hafif ticari araçlardaki iş kolunu temsil eden Stellantis Pro One küresel stratejisini, "Made in Europe" yaklaşımını ve elektrikli araçlara geçiş sürecindeki eğilimlerini değerlendirdi. Ortadoğu ve Afrika pazarında liderliği ele geçirdiklerini belirten Laforge, Türkiye'nin Stellantis ekosistemindeki stratejik rolüne vurgu yaptı.

Soru: Stellantis olarak desteklediğiniz "Avrupa'da Üretim" (Made in Europe) stratejisinin kapsamı ve amacı nedir? Çin rekabeti bu durumu nasıl etkiliyor?

Laforge: “Öncelikle şunu belirtelim; bahsettiğiniz konu, şu sıralar gündeme gelen ve Stellantis olarak bizim –sadece bizim değil, örneğin Renault’nun da– desteklediği "Avrupa’da üretim" (Made in Europe) meselesidir. Öncelikle kapsamı netleştirelim: Bu konu, tamamen elektrikli araçları ve hibrit araçları kapsıyor; içten yanmalı motorlu araçları değil. İkinci olarak stratejimiz, müşterilerimizin bulunduğu yerlerde geliştirme ve üretim yapmaktır. Bildiğiniz gibi Orta Doğu ve Afrika bölgesinde büyüyoruz; bu yıl ilk kez bu bölgede Toyota’yı geride bırakarak bir numaraya yerleştik, umarız bu başarı devam eder. Orta Doğu ve Afrika’da lider konumdayız, yani burada çok büyük bir pazar var. Aslına bakılırsa, bu bölgede Türkiye’de zaten güçlü bir konumdayız; ancak Orta Doğu ve Afrika’nın diğer ülkelerinde, özellikle de Kuzey Afrika’da varlığımızı daha da geliştirme potansiyelimiz bulunuyor. Örneğin, Türk otomotiv ekosisteminin Orta Doğu ve Afrika pazarlarında faaliyet göstermesi ve ihracat yapması için büyük bir alan mevcut."

Laforge: “Tofaş, bölgedeki en önemli dayanak noktamız”
Made in Europe’un bu aynı zamanda Avrupa otomotiv endüstrisini korumak anlamına geldiğini kaydeden Laforge, sözlerine şöyle devam etti: “Çinli rakiplerimizin yoğun baskısı altında olduğumuz bir dönemde, bu yaklaşım Avrupa'daki üretimimizi ve rekabet gücümüzü korumamıza olanak tanıyor. Çünkü rekabetçi olamazsak, uzun vadede üretime devam etmemiz mümkün olmaz. İşte bu yüzden Stellantis, diğer otomobil üreticileriyle birlikte "Made in Europe" konusuna ağırlık veriyor. Avrupa'da ürettiklerimizin büyük bir kısmı yine Avrupa içinde kalıyor. Örneğin K0 projesine bakalım; bu sabah Hordain fabrikasıyla ilgili sunumda da gördüğünüz üzere, üretimin yüzde 97’si Avrupa'da kalıyor. Yani her şey Avrupa içinde dönüyor. Dolayısıyla, en azından bizim açımızdan bu durum Türkiye için bir risk oluşturmuyor; aksine, Stellantis'in Avrupa'daki varlığını korumasına yardımcı oluyor. Ancak şu çok net ki, Türkiye'nin bir ekosistem ve tedarik üssü olarak taşıdığı öneme dair hiçbir şüphemiz yok; zira birçok parça Türkiye'den geliyor; Türkiye'de ürettiğimiz araçların pek çok parçası da yine Türkiye'den sağlanıyor. Türkiye, Orta Doğu ve Afrika'da, her geçen yıl büyüyen bu pazarı beslemek adına elimizdeki en güçlü varlıklarımızdan biri. Örneğin Fas gibi ülkeler hızla gelişiyor; Afrika'daki diğer ülkelerde de varlığımızı artırıyoruz. Fransızca bir tabirle "stratejik bir köprü" (point d'appui) diyebiliriz; yani Tofaş ve Türkiye, Orta Doğu ve Afrika'daki varlığımızı genişletmek adına şu an sahip olduğumuz en güçlü dayanak noktamız. Rekabetin giderek daha da zorlaştığı bir ortamda, yerel üretim stratejimizin ayrılmaz bir parçası haline geliyor.”

Çin'den ticari araç getirme planı yok
Soru
: Gelecekte Orta Doğu ve Afrika bölgeleri için Çin’den araç tedariki yönünde Stellantis tarafından bir açıklama vardı. Bu durum ticari araçlar için de geçerli mi?

Laforge: “Avrupa'daki binek araç fabrikalarımızda üretim kapasitesi fazlamız bulunuyor. Dolayısıyla bu, tesislerimizi tam kapasiteyle çalıştırmanın bir yolu. Ancak bu durum, ticari araçlardan farklı olarak sadece binek araçlara özgü. Hafif ticari araçlarda Vigo, Hordain, Gliwice ve Atessa'daki tesislerimiz tam kapasiteyle çalışıyor. Yani şu an için tesislerimize başka bir tarafı dahil etmemize gerek yok. Ayrıca halihazırda Toyota ve Iveco gibi, geliştirdiğimiz ürünleri tedarik ettiğimiz ortaklarımız zaten mevcut. Dolayısıyla, fabrikalarımızdaki üretim hacminin düşeceğini düşünmek için hiçbir neden yok. Üretim kapasitemizi dolduracak başka bir tarafa da ihtiyacımız bulunmuyor; mevcut ortaklıklarımız zaten kapasitemizi tam olarak kullanmamızı sağlıyor. Konunun özü de bundan ibaret.

Soru: Tofaş’ta başlayan K9 grubu ticari araç üretimi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Volkswagen Ticari Araç TÜRSAB Üyeleriyle Buluştu
Volkswagen Ticari Araç TÜRSAB Üyeleriyle Buluştu
İçeriği Görüntüle

Laforge: “Tofaş'a yatırım yapmamızın nedeni, bu segmentin bizim için büyüyor olmasıdır; yani K9 (Doblo, Berlingo vb.) serisi için daha fazla üretim kapasitesine ihtiyaç duyuyoruz. Bu araç grubu, Stellantis bünyesinde dünya genelinde en yüksek hacme sahip olan seridir. Stellantis'te bundan daha fazla üretilen başka bir araç modeli bulunmuyor; yıllık üretimimiz yarım milyon adedin üzerinde. Binek otomobillerle kıyasladığınızda bile durum böyle. Avrupa'daki pazar yapısı, Türkiye'dekinden oldukça farklı; Avrupa'da ağırlıklı olarak hafif ticari araçlar (LCV) öne çıkarken, özel kullanıma yönelik modeller pazarın yaklaşık üçte birini oluşturuyor. Türkiye'de ise durum tam tersi; binek ağırlığı çok daha fazla, hafif ticari araçların payı ise daha düşük. Yani kişisel kullanım alışkanlıkları tamamen farklı.

Bunun da ötesinde, fabrikalarımız ağırlıklı olarak Avrupa pazarı için yapılandırılmıştır. Avrupa pazarı, binek otomobil pazarındaki gibi ani yükselişler veya düşüşler göstermeyen, oldukça istikrarlı bir yapıya sahiptir. Ticari araç pazarında —COVID dönemi hariç tutulursa— hacim her zaman 1,5 milyon adet civarında, yani sabit bir seviyededir. Üretim kapasitemiz de bu pazara göre ayarlanmıştır. Dolayısıyla, bir felaket yaşanmadığı sürece, pazarın tamamen çökmesi ya da aniden aşırı büyümesi gibi bir durum öngörmüyoruz. Değişen şey ise elektrifikasyondur; elektrifikasyon, büyük segmentlere kıyasla en küçük segmentlerde çok daha büyük bir öneme sahip, bu bir gerçek. Ayrıca, Avrupa'daki düzenlemelere uyum sağlamak adına bir yol haritamız var. Bildiğiniz gibi, ticari araçlarının üretiminde çoklu enerji platformlarını kullanıyoruz. Avrupa'daki üretimimiz mevcut, ancak Avrupa dışında büyümeye ve yeni pazarlar kazanmaya devam etmek için daha fazla üretime ihtiyacımız var. İşte tam bu noktada Tofaş ve Türkiye'deki fabrikalar bizim için son derece kritik bir öneme sahip.”

Elektrikli ticari araç siparişleri yüzde 17 seviyesinde

Soru: Ticari araçlarda elektrikli dönüşümle ilgili yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Laforge: “Avrupa özelinde konuşacak olursak; yılın başında elektrikli hafif ticari araçların payı yüzde 7-8 civarındaydı. Mart ayında, hem yasal uyumluluğu sağlamak hem de müşterilerin elektrikli araçlara olan ilgisini daha iyi anlamak amacıyla, bataryalı elektrikli araçları (BEV) dizel araçlarla aynı fiyattan sunduğumuz bir kampanya başlattık. Şu an itibarıyla —tescil rakamları değil, siparişler baz alındığında— bu oran yüzde 17 seviyelerine ulaştı. Bu, oldukça büyük bir sıçrama. Bir de diğer açıdan bakalım. Aynı fiyata rağmen, müşterilerin yüzde 83'ü hâlâ dizel bir araç istediğini söylüyor. Evet, başlangıçta performansımız çok düşüktü. "Pekâlâ, müşterinin çekincesini ortadan kaldıralım ve aracı dizel ile aynı fiyata sunalım" dedik. Bir anda, şaşırtıcı bir şekilde, talep hızla artmaya başladı; dürüst olmak gerekirse, beklediğimden bile daha hızlı bir artış oldu. Ancak meseleye diğer taraftan da bakmak lazım. Günümüzde elektrikli araçlar, tüm müşteri ihtiyaçlarını ve taleplerini tam olarak karşılamıyor. Tamamen elektrikli bir araç, kullanım amacına (örneğin günlük 100 kilometreyi geçmeyen "son kilometre" teslimatlarına) fazlasıyla uygun olmasına rağmen, müşterilerin yüzde 83'ü hâlâ dizel araçları tercih ediyor.

Yüksek dizel fiyatları elektrikli araç satışlarını etkiledi
Yine de durum yavaş yavaş değişiyor; özellikle de dizel yakıtın litre fiyatı 2,3 veya 2,5 Euro seviyelerinde kalmaya devam ederse, bu değişim sürecektir. Bu yılki büyümede bunun kesinlikle payı oldu. Geçmiş yıllarda elektrikli araçları daha çok büyük filolar —örneğin enerji şirketleri gibi— tercih ediyordu; şimdi ise dizel ile aynı fiyata sunulan elektrikli araçlara, küçük ve orta ölçekli işletmelerden de yoğun bir ilgi var. Evet, bir değişim yaşanıyor.”